<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>gün &#8211; Haber Sitesi</title>
	<atom:link href="https://akhisarhaber.xyz/category/gun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://akhisarhaber.xyz</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 13 Jun 2026 09:01:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://akhisarhaber.xyz/wp-content/uploads/2025/10/cropped-ChatGPT-Image-4-Eki-2025-17_16_44-32x32.png</url>
	<title>gün &#8211; Haber Sitesi</title>
	<link>https://akhisarhaber.xyz</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hatay&#8217;da oyun parkı alev topuna döndü: Yangına en çok çocuklar üzüldü</title>
		<link>https://akhisarhaber.xyz/hatayda-oyun-parki-alev-topuna-dondu-yangina-en-cok-cocuklar-uzuldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2026 09:01:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[gün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://akhisarhaber.xyz/hatayda-oyun-parki-alev-topuna-dondu-yangina-en-cok-cocuklar-uzuldu/</guid>

					<description><![CDATA[Arsuz ilçesinde ilk belirlemelere göre kundaklanan çocuk parkındaki yangında oyun alanı kullanılmaz hale geldi. Oyun parkına geçmişte de zarar verildiğini söyleyen mahalleli ve çocuklar, duruma tepki gösterdiler.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/10/6a29033e62b82719.jpg?w=1200&amp;h=675" /></p>
<p>Hatay&#8217;da geçtiğimiz günlerde Arsuz ilçesi Gözcüler Mahallesi&#8217;nde bulunan bir parkta çocuk oyun alanında yangın çıktı.</p>
<p>Kısa sürede alevlerin yükseldiği oyun alanındaki oyuncaklar kullanılmaz hale geldi.</p>
<p><b>PARK, KULLANILAMAZ HALE GELDİ</b></p>
<p>Vatandaşların fark ettiği yangın kısa sürede çevrede endişeye neden olurken, olay yerine gelen itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle alevlerin çevreye yayılması önlendi.</p>
<p>Yangının ardından parkta bulunan oyun gruplarının kullanılmaz hale gelmesiyle parkın yarısı kaldırıldı.</p>
<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/10/6a29034b35e61734__w924xh684.jpg?w=800" /></p>
<p><b>KUNDAKLAMA OLDUĞU DEĞERLENDİRİLİYOR</b></p>
<p>Çocukların can güvenliği için mahalle sakinleri, tepki göstererek benzer olayların önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını istendi.</p>
<p>Mahalleli daha önce de aynı parkın kundaklandığını belirtti.</p>
<p>Yangının çıkış sebebinin ilk belirlemelere göre kundaklama olduğu tahmin edilirken, olayın kasıtlı olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği yapılacak araştırmalar sonucunda netlik kazanacak.</p>
<p><b>&#8220;ARTIK ARKADAŞLARIMLA OYUN OYNAYAMIYORUM&#8221;</b></p>
<p>Parkta oluşan hasarın boyutu günün ilk ışıklarıyla daha net ortaya çıkarken, çocuklarını her gün parka getiren 2 çocuk annesi Nimet Tümkaya sorumluların tespit edilmesini talep etti.</p>
<p>Okuldan sonra parka her gün oynamaya gelen ilkokul öğrencileri Asel Akça ve Eylül Horoz ise,<em><b> &#8220;Parkı böyle görmekten çok üzgünüm, artık arkadaşlarımla oyun oynayamıyorum. Eskiden burada kaydırak vardı, yandı ben de çok üzüldüm.&#8221; </b></em>dedi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/10/6a290350b289c962__w1200xh675.jpg?w=800" /></p>
<p><b>&#8220;ÇOCUKLAR ÇOK ETKİLENDİ&#8221;</b></p>
<p>Çocuklarının parkın yanmasından çok etkilendiğini dile getiren Nimet Tümkaya, şunları söyledi:</p>
<p><em><b>&#8220;Çocuklarımız bu alanda oynuyorlardı. Daha önce de yakılmış park, yakın bir zamanda geldiğimizde salıncaklarımız yakılmıştı. Teker teker yaktılar.</b></em></p>
<p><em><b>Daha sonra gerekli yerlere söyledik, değiştirdiler. Bir gece bir baktık, park yine yanmış.</b></em></p>
<p><em><b>Çocuklar çok etkilendi zaten ve hepsi diyorlar ki &#8216;park mı yandı?&#8217; Küçüklerimiz de çok etkilendi ve çok üzüldük. Çocuk sesiyle bir mahalle şenlenir.</b></em></p>
<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/10/6a29035b56014793__w1200xh675.jpg?w=800" /></p>
<p><b>&#8220;RİCA EDİYORUZ, LÜTFEN YAPMASINLAR ARTIK&#8221;</b></p>
<p><em><b>Çocuklara yapılan bu haksızlık çok yanlıştır. Gerekli şeyleri yapacaklarını söylüyor başkanımız, bekliyoruz şu anda. Benim iki tane ikizlerim var. İkisi de 2 buçuk yaşında, sosyal alanımız olmadığı için biz günümüzün çoğunu parkta geçiriyoruz. 4&#8217;ten saat 6&#8217;ya kadar.</b></em></p>
<p><em><b>Şu an parkta hiçbir şekilde vakit geçiremiyorlar, 3 gündür çok sıkılıyorlar. Üzüldüler psikolojik olarak, bakıp sürekli diyorlar ki ‘anne burası yanmış, anne burası da yanmış.’ Bununla alakalı gerekli yerlere bildirimde bulunduk, inşallah bir daha bunu yapan arkadaş yapmaz. Rica ediyoruz, lütfen yapmasınlar artık.&#8221;</b></em></p>
<p><span>Kaynak:</span> <span>İhlas Haber Ajansı (İHA)</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul’u bırakıp köyüne yerleşti! &#8216;Geri dönmemek üzere yol çıktık, 15-20 bin lira yetiyor&#8217;</title>
		<link>https://akhisarhaber.xyz/istanbulu-birakip-koyune-yerlesti-geri-donmemek-uzere-yol-ciktik-15-20-bin-lira-yetiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 10:12:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[gün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://akhisarhaber.xyz/istanbulu-birakip-koyune-yerlesti-geri-donmemek-uzere-yol-ciktik-15-20-bin-lira-yetiyor/</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul’da geçirdiği 15 yılın ardından iki yıl önce eşiyle birlikte Kastamonu’nun Cide ilçesindeki köyüne yerleşen Mesut Hurma, doğayla iç içe yaşamını sosyal medyada paylaşırken, geri dönüşüm ve kaynak suyu projeleriyle de dikkat çekiyor. Kaynakların korunduğu, doğayla uyumlu yaşam anlayışının öne çıktığı Sıfır Atık Festivali’nde bir araya geldiğimiz Hurma ile sürdürülebilir yaşam, köy hayatı ve doğayla yeniden bağ kurmanın yolları üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" src="https://image.milimaj.com/i/milliyet/75/0x0/6a26b9939126f89fd2ce84bb.jpg" /></p>
<p><strong>Betül Topaklı / Milliyet.com.tr &#8211; </strong>Geçtiğimiz günlerde İstanbul&#8217;da gerçekleşen Sıfır Atık Festivali’nin dikkat çeken konuklarından biri olan 1990 doğumlu Mesut Hurma, İstanbul’un yoğun temposunu geride bırakarak Kastamonu’nun Cide ilçesindeki köyüne döndü. Sosyal medyada paylaştığı doğal yaşam, geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik içerikleriyle geniş bir takipçi kitlesine ulaşan Hurma, köy hayatının göründüğünden çok daha fazlasını barındırdığını söyledi. <strong>Yaklaşık 15 yıl boyunca İstanbul’da yaşayan ve pek çok farklı sektörde çalıştıktan sonra şehir hayatının getirdiği stres, ekonomik zorluklar ve yoğun çalışma temposunun ardından eşiyle birlikte köyüne yerleşme kararı aldı</strong>. Bu kararın bir anda alınmadığının altını çizen Mesut, o günleri şöyle anlatıyor:</p>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://image.milimaj.com/i/milliyet/75/770x0/6a269f1a5c71a7a8153d499f.jpg" /></img></div>
</div>
<section>
<div>
<p>“İnsanlar bize hep ‘Nasıl karar verdiniz?’ diye soruyor. Bu bir günde alınabilecek bir karar değil. Yıllarca düşündük, konuştuk, şartları değerlendirdik. 7-8 yıl önce, ‘Ben köye gideceğim, artık İstanbul’da yapamıyorum’ dediğimde insanlar bana, ‘Deli misin? Köyde ne var? Sigortanızı nasıl yatıracaksınız? Emekli olmadan köye taşınılır mı? Orada ne yapacaksınız?’ gibi tepkiler veriyordu. Sonra araya pandemi girdi, geçim sıkıntıları arttı. Zamanla insanlar benim söylediklerimi daha olumlu bakarak, ‘Aslında köy daha iyi, burada yaşanmıyor’ demeye başladılar. Eşimle birlikte villada çalışıyorduk. Yıllık iznimizde bir haftalığına köye gittik. Bizden önce köye yerleşen arkadaşlarımız vardı ve onlar da bizi cesaretlendirdi. Sonrasında babama, ‘Ben köye gelmek istiyorum’ dedim. O da, ‘Tabii gelin oğlum’ dedi. Yani pandemi, ekonomik sıkıntılar ve şehir hayatının yıpratıcı yönleri köyümüze yerleşme sürecimizi hızlandırdı.”</p>
</div>
</section>
<p>‘<strong>ANNEM VE BABAMLA BİRLİKTE YAŞIYORUZ’</strong></p>
<div>
<div>
<div>
<div>Haberlerimizi Google’da Takip Edin</div>
<p><span>En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Googleüzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.</span></div>
<p><span>Google’da tercih edilen<br />kaynak olarak ekleyin</span></div>
</div>
<p>Böylece iki yıl önce köylerine yerleştiklerini ve şu anda Kastamonu Cide’de yaşadıklarını aktaran Mesut, “Bizim köydeki evler oldukça büyüktür. Genellikle 4+1 planında olup yaklaşık 12’ye 13 metre büyüklüğündedir. Bu nedenle geniş yaşam alanlarına sahibiz. Annem ve babamla birlikte yaşıyoruz. Dışarıdan bakıldığında bu durum bir dezavantaj gibi görülebilir ancak bizim için önemli avantajları var. <strong>Köyde kara sığır yetiştiriciliği yapıyoruz. Şehir dışına çıktığımızda hayvanlarla ailem ilgileniyor. Zaten yıllardır bu işi yaptıkları için tüm sorumluluğu rahatlıkla üstlenebiliyorlar.</strong> Biz köye gittiğimizde elimizden geldiğince yardımcı oluyoruz ancak hayvanların bakımını düzenli olarak biz yapmıyoruz” diye konuştu.</p>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://image.milimaj.com/i/milliyet/75/770x0/6a269f0b5c71a7a8153d499c.jpg" /></img></div>
</div>
<p><strong>&#8216;KÖYDE 15–20 BİN LİRA YETİYOR&#8217;</strong></p>
<p>“İstanbul’da 50 bin lira yetmez ama köyde 15–20 bin lira birçok temel ihtiyaç için yeterli olur” diyen Mesut, “Az çok atadan kalma bir eviniz varsa ve hiçbir iş yapmadan, sadece düzenli olarak 15-20 bin lira gelir elde ediyorsanız, bu para köyde yaşamak için çoğu zaman yeterli oluyor. Bu şartlarda insan, doğanın içinde sakin bir yaşam sürebilir ve temel ihtiyaçlarını karşılayabilir. Köyde süt ve yoğurt gibi birçok temel gıda çoğu zaman evde üretildiği için masraflar düşüyor. Bu da yaşamı daha ekonomik hale getiriyor. Ayrıca <strong>köyde yaşayan birinin mutlaka bahçe ve bostan işleriyle ilgilenmesi gerekiyor. Bu, köy yaşamının doğal bir parçası. Bunları yapmayan bir kişinin köyde yaşıyorum demesi de tam olarak doğru olmaz. </strong>Bugün annem ve babam olmasa, eşimle birlikte ben de bu işleri yapmak zorunda kalırdım” ifadelerini kullandı.</p>
<section>
<div>
<p>“Köyde zamanımızın büyük bir kısmı içerik üretmekle geçiyor. Gün içinde video çekimleri yapıyoruz. Çekimlerin ardından montaj, ses düzenleme ve kurgu süreçleriyle ilgileniyoruz. Sosyal medya bugün tamamen ortadan kalksa bile hayvancılığa devam edebiliriz. Ancak insanların düşündüğü gibi, ‘Köye yerleşelim, video çekelim ve influencer olalım’ anlayışıyla bu iş yapılmıyor. Bu iş emek, sabır ve istikrar gerektiriyor. Çoğu kişi ilk birkaç ay içinde bunun göründüğü kadar kolay olmadığını fark ediyor. Bazen videolarınız beklediğiniz ilgiyi görmeyebilir, bazen de istediğiniz sonuçları alamayabilirsiniz. Sosyal medyanın kesin kuralları ya da başarıyı garanti eden bir formülü yok. Bu alanda ilerlemek için sürekli üretmek, denemek ve deneyim kazanmak gerekiyor.”</p>
</div>
</section>
<p><strong>GERİ DÖNÜŞÜM KONUSUNDA ÇALIŞMALAR YAPIYOR</strong></p>
<p>Günlük yaşamını, doğayla iç içe geçen rutinlerini ve projelerini anbean takipçileriyle paylaşan Mesut, köy yaşamının önemli bir parçası olarak gördüğü geri dönüşüm konusunda da dikkat çekici çalışmalar yapıyor. Eski lastikleri saksıya dönüştürüyor, kullanılmayan tenekeleri yeniden değerlendiriyor ve birçok malzemeye ikinci bir hayat kazandırıyor.</p>
<p><strong>‘10’DAN FAZLA KAYNAK SUYU KEŞFETTİM’</strong></p>
<p>Geçen yıl yaklaşık 10 farklı kaynak suyu keşfettiğini, bu yıl ise karlar eridikten sonra ilk kaynağını bulup değerlendirmeye başladığını anlatan Mesut, “Bu kaynağı kış aylarında keşfettim. Çünkü kaynak suları çevresine göre daha sıcak olduğu için etrafındaki karı eritiyor ve yerini belli ediyor. Ben de yaz aylarında kaynağın üzerinin kapanmaması için gerekli önlemleri alıyorum. <em>Geçtiğimiz günlerde ise bir ağacın içini oyarak tamamen doğal bir su oluğu yaptık. Belki en uygun ekipmanlara sahip değildik ancak tüm zorluklara rağmen oluğu tamamlamayı başardık. İlk denememiz olduğu için bizi oldukça zorladı ama aynı zamanda çok şey öğretti.</em> <strong>Ayrıca bu yaz boyunca Kastamonu Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü’nün bilgisi dahilinde, yaşadığım bölgede bulunan çeşitli su kaynaklarına yaklaşık 25-30 adet su oluğu yerleştirmeyi planlıyorum</strong>” açıklamalarını yaptı.</p>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://image.milimaj.com/i/milliyet/75/770x0/6a269f245c71a7a8153d49a2.jpg" /></img></div>
</div>
<p><strong>‘GERİ DÖNMEMEK ÜZERE YOLA ÇIKTIK’</strong></p>
<p>“Biz köye giderken, artık geri dönmemek üzere yola çıktık” diyen Mesut, köye yerleşmek isteyenlere şu tavsiyelerde bulundu:</p>
<section>
<div>
<p>“Köye yerleşmek istiyorsanız, ilk 1-2 ay hiçbir şey yapmayın. Yani büyük planlar kurmayın, hemen işe koyulmayın. Önce durup köy hayatını yaşayın. Bir nevi tatil yapın. Kendinize şunu sorun: Hiçbir şey yapmadan burada yaşayabiliyor muyum? Köyün havasını, sessizliğini ve yaşam tarzını gerçekten seviyor muyum? Özellikle kış aylarında köyler oldukça sakin olur. Ortalıkta kimseyi göremezsiniz, hayat yavaşlar ve yalnızlık daha fazla hissedilir. İşte o zaman köy yaşamının size uygun olup olmadığını daha iyi anlarsınız. Elbette köyde yaşarken çeşitli zorluklarla karşılaşıyoruz. Her gün farklı bir sorun çıkabiliyor, başımıza olmadık işler gelebiliyor. Ama bütün bunlar köy hayatının bir parçası. Önemli olan, bu şartlara rağmen burada yaşamaktan keyif alıp almadığınızı görebilmektir. Eğer köyün bu hâlini de seviyorsanız, zaten zamanla ne yapmanız gerektiği kendiliğinden ortaya çıkacaktır.”</p>
</div>
</section>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayağındaki uyuşma hayatını değiştirdi! &#8216;Yapamazsın&#8217; dediler yarı maraton koştu</title>
		<link>https://akhisarhaber.xyz/ayagindaki-uyusma-hayatini-degistirdi-yapamazsin-dediler-yari-maraton-kostu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 10:25:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[gün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://akhisarhaber.xyz/ayagindaki-uyusma-hayatini-degistirdi-yapamazsin-dediler-yari-maraton-kostu/</guid>

					<description><![CDATA[Mert Evrim, sabah uyandığında sağ ayağındaki uyuşukluğun hayatını değiştireceğini bilmiyordu. Yoğun antrenmanlar yapan ve sporla iç içe yaşayan Mert, ilk başta yaşadığı hissi sıradan bir spor sakatlığı olarak değerlendirdi. Ancak günler ilerledikçe uyuşukluğun vücudunda yukarı doğru yayılması, onu kaçınılmaz gerçekle yüzleştirdi. Multipl Skleroz (MS) teşhisi alan Mert, hayatının duracağını düşündü ama bugün hem spor hem de yaşam tarzıyla binlerce kişiye umut oluyor. ‘MS’i bir engel olarak değil, hayatınızın bir gerçeği olarak benimsediğinizde yükünüz hafifliyor’ diyen Mert ile bu süreçte yaşadıklarını konuştuk.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" src="https://image.milimaj.com/i/milliyet/75/0x0/6a22c17b5c71a7a8153d448e.jpg" /></p>
<p><strong>Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr &#8211;</strong> 34 yaşını yeni bitiren ve yaklaşık 4 yılı aşkın hayatını <em><strong>MS (Multipl Skleroz)</strong></em> ile yan yana, onunla bir denge kurmaya çalışarak sürdüren Mert,  geçimini, çocukluğundan beri kendisini çok etkileyen ve tutkusu olan mimarlık mesleğiyle sağlıyor. Ancak kendini sadece mesleğiyle değil, sürekli üzerine bir şeyler eklemeye çalıştığı aktiviteleriyle tanımlamayı daha doğru buluyor. <em><strong>‘Hayatımın en büyük önceliği her zaman spor oldu’</strong> </em>diyen Mert, <em>“Çocukluğumdan beri hareket halinde olmayı, sınırları zorlamayı seviyorum. Sporun her halini sevsem de, benim için asıl tutku koşmak ve ağırlık kaldırmak. Bu iki alan dışında kendimi bu kadar güçlü ve özgür hissettiğim anlar çok sınırlıdır. Çoğu insanın aksine, bedenimin fiziksel olarak yorulduğu o anlarda zihnimin hiç olmadığı kadar berraklaştığını, düşüncelerimin sadeleştiğini hissediyorum. <strong>Spordan sonra hayatımdaki en büyük alan ise mutfak. Eğer mimarlığı seçmeseydim, yolum kesinlikle gastronomi dünyasından geçerdi. Mutfağın içerisindeki o kaotik yapıyı, sürekli bir şeyleri yetiştirme telaşını ve o hızlı tempoyu çok seviyorum. Ama beni asıl mutlu eden, günün sonunda ortaya çıkan o sonuç ve hazırladığım yemeği tadan insanların keyfine şahitlik etmek. Şu an ise tüm bu ilgi alanlarımı ve yaşam tarzımı, MS üzerine bir farkındalık yaratmak amacıyla sosyal medyada birleştiriyorum.</strong> Kendi hayatımda nelerin işe yaradığını; nasıl spor yapabildiğimi, nasıl beslendiğimi ve bu sürecin zihinsel aşamalarını şeffaf bir şekilde anlatıyorum. Amacım, benimle benzer durumları yaşayan insanlara sadece moral vermek değil, onlara harekete geçmeleri için somut birer örnek sunabilmek”</em> bilgisini paylaştı.</p>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://image.milimaj.com/i/milliyet/75/770x0/6a22c1bb5c71a7a8153d4491.jpg" /></img></div>
</div>
<p><strong>‘DOKTOR ÇIKIŞI FİZİKSEL UYUŞUKLUĞUN YERİNİ ZİHİNSEL ÇÖKÜŞ ALMIŞTI’</strong></p>
<div>
<div>
<div>
<div>Haberlerimizi Google’da Takip Edin</div>
<p><span>En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Googleüzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.</span></div>
<p><span>Google’da tercih edilen<br />kaynak olarak ekleyin</span></div>
</div>
<p><em><strong>‘Sabah gözlerimi açtığımda sağ ayağımda, sanki o parça bana ait değilmişçesine yoğun bir uyuşukluk vardı’</strong></em> diyen Mert, <em>“O dönemde çok ağır ve yoğun antrenmanlar yapıyordum, vücudumu sürekli sınırlarda dolaştırıyordum. Bu yüzden aklıma gelen ilk şey, her sporcunun korkulu rüyası olan &#8216;fıtık&#8217; ihtimaliydi. Kendi kendime &#8216;Ağır girdim, herhalde sinire baskı yaptı&#8217; diyerek geçiştirmeye çalıştım. Hatta itiraf etmeliyim ki, spor düzenimin bozulmasından korktuğum için doktora gitmeyi bir süre inatla reddettim. Ancak o uyuşukluk hissi yerinde durmadı; yavaş yavaş, sanki bir sıvı vücudumda yukarı doğru tırmanıyormuş gibi üst taraflara yayılmaya başladığında içimdeki o şüphe yerini başka bir şeye bıraktı”</em> dedi ve ekledi:</p>
<section>
<div>
<p>“Ablam da MS hastasıydı, bu yüzden bu hastalığın ne olduğunu, nasıl belirtiler verdiğini ailece az çok biliyorduk. O uyuşukluk yayıldıkça, kaçtığım gerçekle yüzleşmem gerektiğini anladım ve hastane süreci başladı. Teşhis konulduğunda doktorlarım çok iyimserdi. Bana bu sürecin beni kısıtlamayacağını, hayatıma kaldığım yerden devam edebileceğimi, günlük rutinlerimi bozmamı gerektirecek bir durum olmadığını söylediler. Tıbbi olarak haklılardı belki ama o an zihnimin içinde başka bir savaş başlamıştı. Doktorun odasından çıktığımda fiziksel uyuşukluğun yerini zihinsel bir çöküş almıştı. Tek bir soru beynimin içinde dönüp duruyordu: &#8216;Ya bir daha yapamazsam?&#8217;. O &#8216;yapamazsam&#8217; düşüncesi, hastalığın kendisinden çok daha ağır bir yük gibi üzerime çökmüştü.”</p>
</div>
</section>
<p><strong></p>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://image.milimaj.com/i/milliyet/75/770x0/6a22c2fd5c71a7a8153d4498.jpg" /></img></div>
</div>
<p></strong></p>
<p><strong>‘KOŞTUKÇA VE AĞIRLIKLARIN ALTINA GİRDİKÇE KENDİMİ BULUYORUM’</strong></p>
<p>Bu hastalığın, hayatını tamamen bir düzen üzerine kurmasını sağladığını dile getiren Mert, <em>“Ama bu öyle bir günde, tanı konur konmaz olan bir şey değildi. Bu düzeni oturtmak için çok uğraştım, çok zaman harcadım ve açıkçası hiç kolay olmadı. <strong>Eskiden günlerim çok dağınıktı, belli bir rutinim yoktu. Şimdi ise her günüm yapmak istediğim şeylerle, bana iyi gelen rutinlerle dolu. Yeme alışkanlıklarımı da tamamen değiştirdim. Artık glutensiz, protein ağırlıklı ve lifli sebzelerle besleniyorum. Vücudumun neye ihtiyacı olduğunu dinlemeyi öğrendim. Tabii kendimi tamamen de kısıtlamıyorum; ayda bir gün bütün yasakları çiğnediğim bir günüm var.</strong> O gün geldiğinde vücudumun bu kaçamakları tolere edebildiğini görmek bana doğru yolda olduğumu hissettiriyor. Kısacası, o eski belirsiz günlerin yerini artık ne yapacağını bilen, daha kontrollü bir Mert aldı”</em> bilgisini paylaştı.</p>
<p><em><strong>‘Ben en çok bu hastalığın Türkiye’de yeterince bilinmemesinden yakınıyorum’</strong> </em>diyen Mert, <em>“Girdiğiniz her ortamda MS’i sürekli baştan anlatmak, kendinizi ifade etmek zorunda kalıyorsunuz. Ama işin en tuhaf yanı, tüm bunları anlattıktan sonra &#8216;E sen benden daha sağlıklı görünüyorsun&#8217; yaftasını işitmek. İnsanlar, dış görünüşünüz yerindeyse içeride bir savaş verdiğinize inanmakta güçlük çekiyorlar. Bir de işin &#8216;tavsiye&#8217; boyutu var. <strong>Hastalığı biraz bilenlerin bile hemen kısıtlamalar getirmesi çok yorucu. &#8216;Çok yoğun spor yapamazsın&#8217;, &#8216;Vücut ısını çok yükseltmemen lazım&#8217;, &#8216;Kendini bu kadar yormamalısın&#8217; gibi bir sürü şey duyuyorsunuz. Oysa ben tam tersini yaşıyorum. Ben koştukça, o ağırlığın altına girdikçe kendimi buluyorum.</strong> İnsanların o &#8216;yapamazsın&#8217; dediği her şeyi yaparak aslında bu yanlış algıları kırmaya çalışıyorum. MS bir son değil; sadece hayatı kendi kurallarına göre, biraz daha dikkatli ama çok daha güçlü yaşama biçimi”</em> ifadelerine yer verdi.</p>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://image.milimaj.com/i/milliyet/75/770x0/6a22c31c5c71a7a8153d449b.jpg" /></img></div>
</div>
<p><strong>‘HERKESTEN VE HER ŞEYDEN UZAKLAŞMAK İSTEDİĞİM BİR DÖNEMİM OLDU’</strong></p>
<p>MS tanısı konduktan sonra bir süre sadece yalnız kalmayı tercih ettiği bir evre olduğuna değinen Mert, <em>“Herkesten ve her şeyden uzaklaşmak istedim. Çünkü insanın kendi içinde güç bulmakta zorlandığı, o belirsizlikle savaştığı bir dönemde sosyal iletişimleri de yavaş yavaş köreliyor. <strong>Sosyal medyaya o videoyu çekerken en büyük motivasyonum, bu süreçleri yaşayan kimsenin aslında yalnız olmadığını hissetmesini sağlamaktı. İnsan o odada tek başına olmadığını bilince ayağa kalkması daha kolay oluyor. Diğer bir amacım ise insanların neler başarabileceklerini görmelerini sağlamaktı. Evet, yaptığım sporların veya koştuğum mesafelerin elit bir atlet ya da profesyonel bir sporcu için belki çok basit kaldığının farkındayım.</strong> Ama bizim dünyamızda, bu hastalıkla mücadele eden bir insan için o bir kilometreyi koşmak ya da o ağırlığı kaldırmak çok büyük bir başarı ifade ediyor. Ben sadece &#8216;buradayım ve yapabiliyorum&#8217; demek istedim; bu cesaretin başkalarına da bulaşmasını istedim”</em> şeklinde konuştu ve ekledi:</p>
<section>
<div>
<p>“Bu videoyla aslında tek bir ana mesaj vermek istedim. Hayat karşınıza ne çıkarırsa çıkarsın, kontrolü yeniden elinize alabilirsiniz. İnsanların o &#8216;hastalık&#8217; etiketine takılıp kalmalarını, kendilerini eve kapatmalarını istemedim. Onlara, başkalarının koyduğu sınırların değil, kendi iradelerinin ne kadar güçlü olduğunu hatırlatmak istedim. Paylaştığım o 21 kilometrelik koşu ya da kaldırdığım ağırlıklar sadece birer rakam değil; benim için birer özgürlük ilanıydı. İnsanlara, &#8216;Evet, bazen zihniniz bulanabilir, bazen vücudunuz sizi dinlemeyebilir ama pes etmediğiniz sürece o sis bir gün dağılıyor&#8217; demek istedim. Özetle mesajım şuydu; bizler sadece tanısı konmuş hastalar değiliz, bizler hala hayalleri olan ve bu hayaller için ter döken insanlarız. O videoyu izleyen bir kişi bile &#8216;Ben de bugün bir adım atabilirim&#8217; dediyse, benim için asıl mesaj yerine ulaşmış demektir.”</p>
</div>
</section>
<p><strong></p>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://image.milimaj.com/i/milliyet/75/770x0/6a22c3525c71a7a8153d44a0.jpg" /></img></div>
</div>
<p></strong></p>
<p><strong>‘PES ETMEMEK BENİM İÇİN ADI KONULMAMIŞ BİR ZAFER’</strong></p>
<p>Kendisini ayağa kaldıran şeyin, &#8216;yapamazsın&#8217; kelimesi olduğunu söyleyen Mert,<em> “Beni tanıyanlar iddiacı ya da inatçı biri olduğumu bilirler; ama bu inadı doğru yönde kullanmaya başladığınızda, hayatınızın tüm akışını değiştirebiliyorsunuz. Kendimi en çaresiz hissettiğim, o belirsizliğin içine düştüğüm anlarda bana söylenen her &#8216;yapamazsın&#8217; kelimesini, aslında karşıya geçmemi sağlayan bir köprü olarak kullandım. <strong>Başkalarının benim adıma koyduğu o sınırları kabul etmek yerine, her engeli birer meydan okuma olarak gördüm. O engeli geçtiğimde, insanların &#8216;nasıl yaptı?&#8217; diye şaşırdıklarını görmek ve kendime verdiğim sözü tutmak. İşte o an benden daha mutlusu olmuyordu. Çaresizliği yenen şey benim için boş bir umut değil, o inatla üzerine gittiğim eylemler oldu.</strong> Her bitirdiğim koşu, her kaldırdığım ağırlık benim için &#8216;bak, yapılabiliyormuş&#8217; demenin en somut yoluydu”</em> şeklinde konuştu.</p>
<p>Her sabah bir süper kahraman gibi uyanmadığına değinen Mert,<em> &#8220;Yataktan kalkmak istemediğim, zihnimin o yoğun sis bulutuyla meşgul olduğu, kendimi çok yorgun hissettiğim çok zaman oluyor. Ama öyle anlarda kendimi sorgulamaya başlıyorum. &#8216;Dün yaptım mı? Yaptım. O zaman bugün de yapabilirim&#8217; diyorum. Pes etmemek benim için aslında adı konulmamış bir zafer. Ben bu süreci, sonunda kazanacağımı bildiğim bir savaşa hazırlık evresi olarak görüyorum. Her gün o yataktan kalkmak, o antrenmana gitmek, çalışabilmek hepsi o büyük zaferin küçük birer parçası. Pes etmemek, mükemmel olmak değil, düştüğün ya da yavaşladığın yerden tekrar ayağa kalkacak o gücü kendinde bulmaya devam etmek gibi geliyor”</em> ifadelerine yer verdi.</p>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://image.milimaj.com/i/milliyet/75/770x0/6a22c3c15c71a7a8153d44a4.jpg" /></img></div>
</div>
<p><strong>‘EN BÜYÜK KIRILMA ANIM 21 KİLOMETRELİK MARATONU BİTRDİĞİM ANDI’</strong></p>
<p><em><strong>‘İlk zamanlarda bir moral kaynağı bulmakta gerçekten zorlanıyorsunuz’</strong> </em>diyen Mert, <em>“Hatta dürüst olmak gerekirse, kimseden moral falan da istemiyorsunuz. O dönemde size söylenen en iyi niyetli sözler bile sanki sizi iğnelemek ya da sizinle inatlaşmak için söylenmiş gibi geliyor. Ama bir yandan da akıp giden bir hayatınız, bir işiniz ve sorumluluklarınız var.<strong> Çalışmak, üretmek zorundasınız. Gerçekçi olalım; hangi yönetici ya da hangi iş yeri, &#8216;Bugün beynimde bir sis bulutu var, hiçbir şeye odaklanamıyorum&#8217; dediğinizde sizi tam anlamıyla anlayabilir ki? Bu, dışarıdan bakıldığında somut bir karşılığı olmayan, anlatması çok zor bir durum. Bu yüzden günün sonunda kendi iradenizi yine kendiniz güçlendirmek zorunda kalıyorsunuz. Sizi ayakta tutan şey, dışarıdan gelen bir destekten ziyade, o düşüşlerden sonra ayağa kalkma mecburiyetiniz oluyor.</strong> Ayağa kalkabilmek için önce defalarca düşüyorsunuz, sonrasında ise bir daha o kadar sert düşmemek için elinizden gelen her şeyi yapıyorsunuz. Benim en büyük motivasyonum, bu düşüşlerin beni daha dayanıklı biri haline getirdiğini görmek oldu”</em> bilgisini paylaştı.</p>
<p>Tanı konulduktan sonra gelen o ilk evrenin, beraberinde çok derin bir melankoli getirdiğine değinen Mert, <em>“Bu sadece üzüntü değil; eski halinize, o hiçbir şeyi düşünmeden hareket ettiğiniz günlere duyduğunuz bir özlem gibiydi. Kendi içinize çekiliyor, her şeyi ve herkesi dışarıda bırakmak istiyorsunuz. Belirsizlik ise bu işin en yorucu kısmı.<strong> Bir mimar olarak her şeyi planlamaya alışmışken, vücudunuzun yarın nasıl bir tepki vereceğini bilememek büyük bir boşluk hissi yaratıyor. Bu belirsizlikle yaşamak, sürekli fırtınalı bir denizde yol almaya benziyor. Ama beni en çok zorlayan duygu &#8216;anlaşılamama&#8217; oldu. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda göründüğü için yaşadığınız o zihinsel yorgunluğu, beyin sisini ya da vücudunuzdaki o tuhaf uyuşmaları anlatmak imkansızlaşıyor.</strong> Bir süre sonra &#8216;anlatsam da anlamayacaklar&#8217; diyerek susmaya başlıyorsunuz. İşte o sessizlik anlarında, bu duyguların hepsini tek tek göğüslemek ve onlarla barışmak zorunda kalıyorsunuz”</em> şeklinde konuştu ekledi:</p>
<section>
<div>
<p>&#8220;Hayatınızdaki en büyük kırılma noktası, o ilk 21 kilometrelik yarı maratonu bitirdiğim andı’ diyen Mert, “Bitiş çizgisini geçtiğimde sadece bir yarışı tamamlamış olmadım; içimdeki o &#8216;Acaba yapabilir miyim?&#8217; şüphesini de orada bıraktım. O gün, MS’in hayatımı kısıtlayan bir engel değil, sadece hayatımı daha disiplinli yaşamam gerektiğini hatırlatan bir yol arkadaşı olduğunu kabul ettim. O bitiş çizgisindeki yorgunluk, zihnimin en berrak olduğu andı. O an anladım ki; eğer kendime bakarsam, antrenmanlarımı aksatmazsam ve en önemlisi zihnimi o sisli bulutlardan çıkarabilirsem, başkalarının &#8216;imkansız&#8217; dediği yer benim için sadece bir başlangıç olabilirdi. O koşu, benim kendimi saklamaktan vazgeçip, MS ile neler başarılabileceğini herkese göstermeye karar verdiğim andır.”</p>
</div>
</section>
<p><strong></p>
<div>
<div><img decoding="async" src="https://image.milimaj.com/i/milliyet/75/770x0/6a22c40f5c71a7a8153d44a7.jpg" /></img></div>
</div>
<p></strong></p>
<p><strong> &#8216;MS İLE YAŞAMAK UTANILACAK BİR ŞEY DEĞİL&#8217;</strong></p>
<p>Bu süreçte kendisiyle ilgili en çok &#8216;sabretmeyi&#8217; yeniden keşfettiğini dile getiren Mert, <em>“Eskiden her şeyin hemen olmasını isteyen, daha aceleci biriydim. Ama MS bana bazı şeylerin zaman aldığını ve o zamana saygı duymam gerektiğini öğretti. Vücudumu dinlemeyi ve sabırla iyileşmeyi beklemeyi öğrendim. Bir diğeri ise yaratıcılık. <strong>Özellikle beslenme düzenimi değiştirdiğimde, kısıtlı malzemelerle kendime nasıl daha iyi ve lezzetli bir hayat kurabileceğimi gördüm. Mutfak benim için sadece yemek yapılan bir yer değil, bir şeyler ürettiğim ve kendimi ifade ettiğim bir alana dönüştü.</strong> Tüm bunların toplamında da aslında çok daha sakin biri olduğumu fark ettim. Eskiden beni daha kolay yolumdan çıkarabilecek olaylara karşı şimdi çok daha dingin kalabiliyorum. Çünkü asıl mücadelenin nerede olduğunu ve enerjimi doğru yere saklamam gerektiğini kendime öğrettim”</em> şeklinde konuştu.</p>
<p><em><strong>‘Hiç tanımadığım birinin, &#8216;Senin o koştuğunu gördükten sonra bugün ben de dışarı çıktım&#8217; demesi veya benzer süreçlerden geçen birinin &#8216;Kendimi çok yalnız hissediyordum, videonu izleyince ayağa kalkacak gücü buldum&#8217; diye yazması benim için çok değerli’</strong> </em>diyen Mert, <em>“İnsanların benim yaptığım antrenmanları veya kurduğum düzeni görüp kendi hayatlarında küçük de olsa bir değişiklik yapmaya karar verdiklerini görmek, doğru bir şey yaptığımı kanıtlıyor. O an anlıyorum ki; o videoyu sadece kendimi ifade etmek için değil, birilerine &#8216;bakın, bu yol yürünebilir&#8217; demek için çekmişim. Benim için asıl ilham, onların o ilk adımı atma cesaretini göstermeleri oluyor”</em> dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:</p>
<section>
<div>
<p>“Her şeyden önce doktorlarının tavsiyelerine ve tedavi süreçlerine sıkı sıkıya uysunlar. Tıbbi desteği temel almadan üzerine bir şey inşa etmek mümkün değil. Ancak işin yaşam kalitesi kısmına geldiğinizde, her şey bir deneme yanılma sürecine dönüşüyor. Bu yüzden kimse denemekten çekinmemeli. Bu yeni bir yemek tarifi de olabilir, farklı bir spor dalı da. Nelerin size iyi geldiğini, nelerin sizi yorduğunu ancak deneyerek keşfedebilirsiniz. Ben kendimi bu şekilde buldum, başkaları da denemekten korkmamalı. Bir diğer önemli nokta ise kendilerini saklamamaları. MS ile yaşamak utanılacak ya da gizlenecek bir durum değil. Başlarda ben de uzaklaşmayı seçtim ama sonra fark ettim ki bu artık benim kimliğimin bir parçası. Bunu kabullenmek ve söylemekten çekinmemek insana inanılmaz bir özgürlük alanı açıyor. MS’i bir engel olarak değil, hayatınızın bir gerçeği olarak benimsediğinizde yükünüz hafifliyor. Kısacası; saklanmayın, deneyin ve bu yeni kimliğinizle neler başarabileceğinizi önce kendinize sonra etrafınızdaki yapamazsın diyen insanlara kanıtlayın.”</p>
</div>
</section>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İngiltere&#8217;de kamyon şoförü, bulduğu tarihi eserle kredi borcunu kapattı</title>
		<link>https://akhisarhaber.xyz/ingilterede-kamyon-soforu-buldugu-tarihi-eserle-kredi-borcunu-kapatti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 09:00:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[gün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://akhisarhaber.xyz/ingilterede-kamyon-soforu-buldugu-tarihi-eserle-kredi-borcunu-kapatti/</guid>

					<description><![CDATA[Somerset’te hobi olarak metal dedektör kullanan Kevin Minto, Ilminster yakınlarında yaptığı aramada “olağanüstü” bir Roma altın yüzüğü ve 297 parçalık bir sikke hazinesi buldu. Minto, 78 bin sterlin değerindeki hazine ile borçlarını ödedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/07/6a251d79a39e6118.jpg?w=1200&amp;h=675" /></p>
<p>Lorry şoförü, eski asker ve metal dedektör meraklısı olan Kevin Minto, Somerset kırsalında yürüttüğü arama sırasında parlak bir cisim fark ettiğinde bunun sıradan bir sikke olabileceğini düşündü.</p>
<p>Ancak bulduğu nesnenin çok daha değerli olduğu kısa sürede ortaya çıktı: üzerinde Roma zafer tanrıçası Victoria’nın iki atlı bir arabayı sürdüğü sahneyi gösteren, büyük ve ustalıkla işlenmiş bir altın yüzük.</p>
<p>Minto, yaşadığı anı şu sözlerle anlattı:</p>
<p><em><b>“Böyle bir şey bulduğunuzda ne hissettiğinizi anlatmak zor. Sanki üzerimden bir tren geçmiş gibiydi. Önce sikke sandım, sonra broş olabilir dedim, sonra yüzük olduğunu anladım. Hepimiz şoktaydık. Yanımdaki arkadaşım ‘Zenginiz, zenginiz!’ diye bağırıyordu.”</b></em></p>
<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/07/6a251d71c0445837__w842xh944.jpg?w=800" /></p>
<p><b>78 BİN STERLİNE MÜZE TARAFINDAN SATIN ALINDI</b></p>
<p>Güney Batı Miras Vakfı (South West Heritage Trust), Salı günü yaptığı açıklamada yüzüğün ve aynı bölgede bulunan 297 Roma sikkesinin 78 bin sterline satın alındığını duyurdu. Böylece eserlerin Somerset’te kalacağı belirtildi.</p>
<p>Minto, <b><em>“Burada kalmasına çok sevindim, bana doğru olan bu gibi geliyor” </em></b>dedi.</p>
<p><b>GELİRİ PAYLAŞTILAR, BORCUNU KAPATTI</b></p>
<p>Buluntu alanının sahibi ödemenin yarısını alırken, Minto kendi payını metal dedektör arkadaşıyla paylaştı. Elde ettiği gelir sayesinde mortgage borcunu kapattığını ve artık haftada dört gün kamyon şoförlüğü yaptığını söyledi. Gelecekte bu sayıyı üç güne düşürmeyi planlıyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/07/6a251e3f7f053858__w1200xh795.jpg?w=800" /></p>
<p><b>YILLARCA SÜREN ARAMADA TARİHİ KEŞİFLER</b></p>
<p>Minto, bölgede ilk Roma sikkelerini 2017 yılında bulduğunu ve o tarihten sonra aynı alana defalarca giderek yeni buluntular çıkardığını anlattı. Sikkelerin geniş bir alana yayılmış olması, tarla sürülmesiyle dağılmış olabileceklerini düşündürüyor.</p>
<p>Bir başka aramasında kurşun kaplı bir tabut da bulan Minto, 2018 yılında ise söz konusu altın yüzüğü keşfetti.</p>
<p><b>297 ROMA SİKKESİ VE AD 297 TARİHLİ YÜZÜK</b></p>
<p>Yaklaşık MS 297 yılına tarihlenen yüzüğün 48 gram ağırlığında olduğu belirtildi. Uzmanlar, yüzüğün Roma dönemine ait en nadir ve en etkileyici örneklerden biri olduğunu ifade etti.</p>
<p>Müze yetkilileri, eserin olağanüstü işçiliğe sahip olduğunu ve İngiltere’de benzerine çok az rastlandığını vurguladı.</p>
<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/07/6a251e460b855255__w1200xh957.jpg?w=800" /></p>
<p><b>“SADECE ÖZEL ZAMANLARDA KULLANILMIŞ OLABİLİR”</b></p>
<p>Güney Batı Miras Vakfı’ndan küratör Amal Khreisheh, yüzüğün büyük ihtimalle önemli törenlerde ya da özel durumlarda kullanıldığını söyledi.</p>
<p>Khreisheh, altının gösterişli yapısı ile taş üzerindeki sade işçiliğin dikkat çekici bir kontrast oluşturduğunu belirtti. Ayrıca Roma dönemindeki yerel elitlerin varlığına işaret eden önemli bir bulgu olduğunu da ekledi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/07/6a251e4b7f553346__w752xh420.jpg?w=800" /></p>
<p><b>OKULLARDA SERGİLENİYOR, MÜZEYE GİDECEK</b></p>
<p>Roma yüzüğünün kısa süre içinde okullarda sergileneceği ve halka açık etkinliklerde gösterileceği açıklandı. Ayrıca eser için <em><b>“Ilminster yüzük keşif günü”</b></em> düzenlenecek.</p>
<p>Yüzük daha sonra kalıcı olarak Somerset Müzesi’nde sergilenecek.</p>
<p><b>“ARAYIŞ DEVAM EDİYOR”</b></p>
<p>Kevin Minto ise tüm keşiflere rağmen aynı tarlaya dönmeye devam ettiğini ve yeni tarihi eserler bulma umudunu sürdürdüğünü söyledi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/07/6a251d719d695305__w418xh433.jpg?w=800" /><br /><span>Kaynak:</span> <span>Ensonhaber Haber Merkezi</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bazı insanlar yeni aldıkları şeyleri kullanmaya kıyamıyor</title>
		<link>https://akhisarhaber.xyz/bazi-insanlar-yeni-aldiklari-seyleri-kullanmaya-kiyamiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 09:07:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[gün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://akhisarhaber.xyz/bazi-insanlar-yeni-aldiklari-seyleri-kullanmaya-kiyamiyor/</guid>

					<description><![CDATA[Kullanılmak için alınan eşyaların yıllarca dolapta kalması sanıldığından daha yaygın. Koruma isteğiyle başlayan bu alışkanlık, zamanla o eşyanın hiç kullanılmamasına yol açabiliyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/01/6a1deca5cf269297.jpg?w=1200&amp;h=675" /></p>
<p>Dolaplarında yeni ayakkabılar dururken yıllardır kullandıkları eski ayakkabıları giymeye devam eden insanlar var. Yeni telefonunun jelatinini aylarca çıkarmayanlar, aldığı ajandaya ilk cümleyi yazamayanlar ya da satın aldığı bir ürünü uzun süre kutusunda bekletenler sanıldığından daha fazla.</p>
<p>Hatta kimi zaman ürünün kendisinden çok, ilk günkü hissinin kaybolacağı düşünülüyor. Bu nedenle günlük hayatta rahatlıkla kullanılabilecek birçok eşya bir çekmecede, kutuda ya da dolabın bir köşesinde beklemeye başlıyor. İlk bakışta bunun nedeni titizlik ya da dikkatli olmak gibi görünse de davranışın arkasında daha farklı nedenler bulunabiliyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/01/6a1dec306fe11776__w1200xh658.jpg?w=800" /></p>
<p><b>YENİ OLAN ŞEYİN ESKİMESİ İSTENMEYEBİLİYOR</b></p>
<p>Yeni alınan bir ürün kullanılmaya başladığı anda değişmeye başlıyor. Çiziliyor, kirleniyor, yıpranıyor ve ilk günkü halinden uzaklaşıyor. Bu nedenle bazı insanlar yeni ayakkabı aldığı halde dışarı çıkarken yine eski ayakkabısını seçebiliyor.</p>
<p>Yeni telefonun jelatini aylarca çıkarılmayabiliyor ya da yeni alınan bir ürün uzun süre kutusundan çıkarılmadan saklanabiliyor. Sonunda ilginç bir durum ortaya çıkıyor: Kişi en çok koruduğu şeyi değil, en az koruduğu şeyi kullanmış oluyor. Yeni olan dolapta beklerken günlük hayatın yükünü yine eski olan taşıyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/01/6a1dec428b123487__w1200xh800.jpg?w=800" /></p>
<p><b>KORUNAN ŞEY HER ZAMAN EŞYANIN KENDİSİ OLMUYOR</b></p>
<p>Bazı eşyalar zamanla günlük kullanım nesnesi olmaktan çıkabiliyor. Uzun zamandır istenen bir saat, ilk maaşla alınan bir çanta ya da özel bir günde hediye edilen bir eşya, kişinin gözünde yalnızca bir ürün olarak kalmayabiliyor.</p>
<p>Bu yüzden bazı insanlar yıllar önce gelen bir hediyeyi kullanamıyor ya da ihtiyaç duymadığı halde saklamaya devam ediyor. Çünkü bazen korunmaya çalışılan şey eşyanın kendisi değil, onun temsil ettiği dönem oluyor. Eşya yerinde durdukça o dönem de kaybolmamış gibi hissedilebiliyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/01/6a1dec6c216c9689__w1200xh801.jpg?w=800" /></p>
<p><b>HİÇBİR GÜN YETERİNCE ÖZEL GELMEYEBİLİYOR</b></p>
<p>Bazı insanlar için bir şeyi kullanmak yalnızca ihtiyaç meselesi olmuyor. O eşya için daha güzel bir gün, daha uygun bir ortam ya da daha özel bir zaman beklenebiliyor.</p>
<p>Bu yüzden bazı evlerde yalnızca misafir geldiğinde çıkarılan yemek takımları, kullanılmayan havlular ya da yıllardır dolapta bekleyen kıyafetler bulunabiliyor.</p>
<p>Bu eşyalar genellikle eskidikleri için değil, kullanılacak kadar özel bir gün bulunamadığı için yerlerinde kalıyor. Ancak hayatın büyük bölümü zaten o beklenen sıradan günlerden oluşuyor.</p>
<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/06/01/6a1dec778de7e726__w1200xh800.jpg?w=800" /></p>
<p><b>EŞYALAR HİÇ KULLANILMADAN ESKİYEBİLİYOR</b></p>
<p>Bu alışkanlığın en dikkat çekici tarafı ise yıllar sonra ortaya çıkabiliyor. Bazı insanlar yıllarca sakladıkları bir ürünü yeniden bulduklarında onu neden hiç kullanmadıklarını hatırlayamıyor. Satın aldıkları günkü heyecanı hatırlıyorlar ama onu kullanacakları günü hatırlamıyorlar. Çünkü o gün hiç gelmemiş oluyor. Bazı ürünler kullanılmadıkları için değil, kullanılacak kadar doğru bir gün bulunamadığı için eskiyebiliyor.</p>
<p><span>Kaynak:</span> <span>Ensonhaber Haber Merkezi</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Feke&#8217;de gönüllü mezarlık temizliği takdir topladı</title>
		<link>https://akhisarhaber.xyz/fekede-gonullu-mezarlik-temizligi-takdir-topladi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 09:13:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[gün]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://akhisarhaber.xyz/fekede-gonullu-mezarlik-temizligi-takdir-topladi/</guid>

					<description><![CDATA[Bir vatandaşın bayram boyunca kendi imkanlarıyla yaptığı temizlik çalışması kabristanı ziyaret edenlere rahat nefes aldırdı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/05/29/6a193e603336c831.jpg?w=1200&amp;h=675" /></p>
<p>Adana’nın Feke ilçesine bağlı Gedikli Mahallesi’nde yaşayan İbrahim Gün, mezarlık alanında uzun süredir biriken ot ve yabani bitkileri temizlemek için harekete geçti. Bayram öncesi ve tatil sürecinde yürüttüğü çalışmalarla kabristanın büyük bir bölümünü düzenledi.</p>
<p>Yapılan temizlik sayesinde vatandaşlar, yakınlarının mezarlarını daha rahat ziyaret etme imkânı buldu.</p>
<p><b>“GÖSTERİŞ İÇİN DEĞİL, ALLAH RIZASI İÇİN”</b></p>
<p>Gün, <em><b>“Vatandaşlarımızın kabir ve mezar ziyaretlerini rahat yapabilmeleri için mezarlığın büyük bir kısmında temizlik yaptık. Bu çalışmayı gösteriş için değil Allah rızası için yaptık. Herkesin bu konuda duyarlı olması gerekiyor”</b></em> dedi.</p>
<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/05/29/6a193e6f4973b190__w639xh523.jpg?w=800" /></p>
<p><b>VEFA VE DAYANIŞMA VURGUSU</b></p>
<p>Kabristanların temiz tutulmasının vefa duygusunun bir göstergesi olduğunu belirten Gün, vefat edenlere karşı sorumluluğun unutulmaması gerektiğini söyledi. Bayramların birlik ve beraberliği güçlendiren özel günler olduğunu ifade eden Gün, toplumda dayanışma kültürünün önemine dikkat çekti.</p>
<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/05/29/6a193e5882521228__w1200xh597.jpg?w=800" /></p>
<p><b>“BİRLİK VE BERABERLİK NASİP OLSUN”</b></p>
<p>Gün, açıklamasının sonunda tüm vatandaşların bayramını kutlayarak, <b><em>“Büyüklerimizin ellerinden, küçüklerimizin gözlerinden öpüyorum. Rabbim ülkemize birlik, beraberlik ve kardeşlik nasip etsin” </em></b>ifadelerini kullandı.</p>
<p>Gönüllü temizlik çalışması, mahallede örnek bir davranış olarak değerlendirildi ve sosyal dayanışmanın güçlü bir örneği olarak öne çıktı.</p>
<p><img decoding="async" src="https://imgcdn.ensonhaber.com/media/esh/2026/05/29/6a193e869bdaf599__w625xh466.jpg?w=800" /><br /><span>Kaynak:</span> <span>İhlas Haber Ajansı (İHA)</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
