İnekten korkarken hayvancılığa başladı! ‘İlk 2 sene çok güzel kazançlar elde ettik’

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – Adanalı 29 yaşındaki Merve Kaya’nın hikayesi, şehir hayatının alışılmış düzeninden çıkıp toprağa ve hayvanlara dokunmanın hiç de kolay olmayan ancak bir o kadar da umut veren bir örneğini ortaya koyuyor. Harita ve Kadastro ile Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik eğitimi alan Kaya, evlenmeden önce yaklaşık üç yıl boyunca harita ve kadastro alanında bir şirkette çalıştı. Kendi parasını kazandığı, sosyal hayatının olduğu ve istediği birçok şeye kolayca ulaşabildiği şehir yaşamı o dönemlerde ona güzel geliyordu. Ancak bugün geriye dönüp baktığında, o hayatın sürekli bir koşturmacadan ibaret olduğunu söylüyor.

‘TARIMLA İLGİLİ HİÇBİR FİKRİM YOKTU’

‘Sabah 8 de işe yetişmek için saat 6’da kalkardım ve otobüste sürekli ayakta giderdim’ diyen Merve, “Yemekleri hep dışarıdan yerdim. Adana’nın sıcağı zaten başlı başına dertti. Sürekli bir yerlere yetişme çabam vardı, izin günleri hariç bir yere gideceksem patronlardan izin almak zorunda kalıyordum ki bazen izin bile vermiyorlardı. O zamanlar herkesin hayatı bu şekilde sanıyordum yani olmadı gereken oymuş gibiydi. Oysa öyle değilmiş. Köye yerleştikten sonra anladım, hayatta sadece koşturmaca ve yorgunluk olmadığını. Ama her şeye rağmen o zamanki şartlara göre mutluydum” şeklinde konuştu.

Şehir hayatını bırakıp köye yerleşme fikrinin nasıl ortaya çıktığını sorduğumuz Merve, “Eşim hukuk fakültesinde okuyordu, ben haritacıydım. İkimiz de başka birinin emri altında çalışıyorduk ve şartlar çok zordu. Yani bize emir almak çok zor geliyordu. Haklı, haksız azar işitmek, sürekli üstten bakılması bize göre şeyler değildi. Bir süre görüştükten sonra evlenmeye karar verdik ve düzenli bir hayat kurmamız lazımdı. İkimiz de şehir hayatından bıkmıştık ve daha kırsal alanlarda olmak istiyorduk. Eşim Manisa Kulalı ve ilk başta orada iş kurmak istedik ama maddi gücümüzde yoktu” dedi ve ekledi:

“Düğün masraflarıyla beraber, iş kurmak ev kiralamak için maddi gücümüz yetmiyordu. Kayınbabamın Kula’da köyde bir evi ve ahırı vardı kullanılmıyordu. Eşim orayı tadilat yaptıralım, orada oturalım. Tarım, hayvancılık yapalım dediğinde başta çok karşı çıktım. Aslında köyde yaşamak korkutmuyordu. Beni korkutan tarım hayvancılık yapmaktı. Çünkü ben hiç hayvan bakmamıştım ve tarımla ilgili hiçbir fikrim yoktu. Eşim başka imkanımız olmadığını, bir süre böyle devam edip yapamazsak başka işlere yönelebileceğimizi söyledi. Ben de o şekilde kabul ettim ama şimdi düşününce iyi ki de etmişim, çok alıştım ve bırakmak istemiyorum.”

‘AİLELERİMİZ TARIM – HAYVANCILIK YAPMAMIZI HİÇ İSTEMEDİLER’

‘Verdiğimiz bu kararda eşimin ailesi destekliyordu ama içten içe üzülüyorlardı çünkü onların hayatı köyde tarım ve hayvancılıkla geçmiş’ diyen Merve, “30 yıl kayınvalidemle beraber bir yere gidememişler. Çocuklarım benim gibi olmasınlar, tarım, hayvancılık yapmasınlar, onlar okuyup düzgün meslekleri olsun diye çok uğraşmış. Eşimi okutmak için çok çabalamışlar. Eşimin okulu bırakmasına da çok üzüldüler haliyle, o kadar emeğimiz boşa mıydı derler her zaman. Sonuç olarak hiç istemediler. Ama eşimin kararlı olduğunu görünce çok desteklediler, her türlü arkanızdayım dediler. Benim aileme gelince onlar da çok karşı çıktı ‘Merve köyde yapamaz, o hiç köy görmedi. İnek görse korkar, inekle danayı ayırt edemez, toprağa dokunamaz’ diye çok söylendiler. Ama biz kararlıydık ve şu an herkesi şaşırttık diyebilirim. İnsan, isteyince her şeyi yapabiliyormuş” bilgisini paylaştı.

‘Çocukla köyde yaşamanın en büyük avantajlarından biri kızım temiz hava alabiliyor’ diyen Merve, “Toprakla oynuyor, hayvan korkusunu yeniyor, hayvan sevgisini öğreniyor. Ayrıca, sorumluluk alabiliyor. Dezavantaj olarak daha çok eğitim alanında sıkıntı var. Küçük bir yer olduğu için eğitim kısıtlı. Şuan kreşe gidiyor memnunum ama eğitim hayatı başlayınca daha iyi okullara göndermek istiyorum. Çocuklar için pek aktivite yok. Mesela yüzme öğrenmesini isterim maalesef yok veya oyun aktiviteleri yok. Sadece belediye parkları var” şeklinde konuştu.

‘İLK 2 SENE ÇOK GÜZEL KAZANÇLAR ELDE ETTİK’

‘Bize ‘yapamazsınız’ diyenlere rağmen birbirimize olan sevgimiz ve güvenimiz bu işi başarmamızı sağladı’ diyen Merve, “O bana çok güvendi ben de ona güvendim. Çocuğumuza da ayıracak bol bol zamanımız oldu. İkimizi birlikte görmek kızımıza çok iyi geliyor. Tabi geliri de göz ardı edemem. Kazancımız bizi tatmin edip, emeğimizin karşılığını da almaya başlayınca bırakmak istemedik. Evliliğimizin ilk 3 senesi çilek üreticiliği yaptık. İlk 2 sene çok güzel kazançlar elde ettik. İlk sene kazandığımız gelirle hayvan aldık ve 2. sene çilekle beraber hayvancılığa da başladık. Eşimin ailesi de hayvancılıkta destek oldular, birkaç ineğimizi eşimin ailesi verdi. Çilek üretiminin 3. senesinde çileklerimize bir hastalık geldi ve kurtaramadık, maddi kaybımız çok fazla oldu. 1 sene çilek yetiştirdiğimiz tarlayı dinlenmesi için boş bıraktık ertesi sene yeniden çilek diktik (çilek yetiştirenler bilir ki çilek yetiştirmek yani dikmek çok masraflı bir iştir yatırım ister)  Bir şekilde maliyeti hallettik ve yeniden çilek diktik ama yine hastalık geldi 1 ayda çileklerin hepsi kurudu” dedi ve ekledi:

“Başta yaptığımız masrafı bile çıkaramadık bu şekilde çilek üreticiliğine ara verdik. Hayvancılık yaparken bilgisizlikten ve biraz da şanssızlıktan ötürü başta hayvan kayıplarımız oldu. Bir süre kazanç elde edemedik. Ahırımızı büyütmek için krediler çekmiştik, biraz borcumuz vardı. Tarıma devam etmemiz lazımdı ama aynı zamanda kazanmamız da lazımdı. Tavsiyelere uyarak tütün yetiştirmeye karar verdik.  Biz bilmediğimiz için bilen biriyle ortak olduk şu anda her şey güzel ilerliyor. Tütün yetiştiriciliğinde en çok dikkat edilmesi gereken şeyi zamanlama. Çünkü tütünde her işlemin bir zamanı var; fide dikimi, çapası, bakımı, koltuk alımı ve hasadı doğru zamanda yapılmazsa verim ve kalite etkileniyor. Tütün emek isteyen bir ürün. Sabahından akşamına kadar ilgilenmek, bitkiyi takip etmek ve ihtiyaçlarını görmek gerekiyor. Toprağı iyi hazırlamak, fazla su ve gübreden kaçınmak da kaliteli tütün için çok önemli. Bu iş biraz da sabır işi. Bitkiye ne kadar iyi bakarsanız, o da size o kadar güzel karşılık veriyor.”

‘PEYNİR, SÜT SATMAKTAN ÇOK DAHA KARLI BİR İŞ’

Büyükbaş hayvancılığa başlarken en fazla zorlandıkları şeyin tecrübesizlik olduğunu söyleyen Merve, “Büyükbaş hayvancılık sadece hayvana yem vermekten ibaret değil hayvanın davranışını anlamayı, ne zaman rahatsız olduğunu fark etmeyi, bakımını ve ihtiyaçlarını doğru şekilde karşılamayı zamanla öğrendik. Bir de yem maliyetleri, veteriner masrafları ve günlük bakım süreci oldukça emek isteyen konular. Bazen gece gündüz demeden ilgilenmeniz gereken durumlar olabiliyor. Ama her geçen gün yeni şeyler öğreniyoruz, hayvanlarla vakit geçirdikçe onların dilinden anlamaya başlıyorsunuz. Zorlukları olsa da emeğinizin karşılığını görmek ve büyüttüğünüz hayvanların sağlıklı olduğunu görmek bu işin en güzel taraflarından biri” ifadelerine yer verdi.

Süt satmak yerine butik peynir üretimine yönelme fikrinin nasıl doğduğuna da değinen Merve, “Eşimin ailesi peynir üretimi yapıyorlardı. Süt satmaktan çok daha karlı bir işti. Biz de düşündük ve çok mantıklı geldi. Eşimin ailesinden uzunca bir zaman peynir yapmayı öğrendik, sonra üretime geçtik. Biz yapmaya başlayınca eşimin ailesi peynir üretimini bıraktı bize devrettiler. Katma değerli üretim yapmak benim için emeğimin karşılığını daha iyi alabilmek anlamına geliyor. Çünkü üretimi zaten kendim yapıyorum; hayvanlarımla ilgileniyor, ürünlerimi kendi emeğimle ortaya çıkarıyorum. Ürettiğim ürünleri daha değerli hale getirmek, israfı azaltmak ve elimdeki imkanları daha iyi değerlendirmek çiftliğimin gelirine olumlu katkı sağlıyor. Bence üreticinin en büyük avantajı, sadece üretmekle kalmayıp yaptığı işin değerini de artırabilmesi. Üretimin her aşamasında olduğum için kaliteyi daha iyi kontrol edebiliyor ve daha sürdürülebilir bir üretim yapabiliyorum” şeklinde konuştu.

‘GENÇLER TARIM VE HAYVANCILIK YAPMAKTAN KORKUYOR’

‘Köyde üretim yapmanın ekonomik açıdan en büyük avantajı bazı ihtiyaçlarımızı kendi imkanlarımızla karşılayabilmek ve üretim sürecini kendimiz yönetebilmek’ diyen Merve, “Kendi arazimizi ve kaynaklarımızı kullanarak maliyetleri daha kontrollü tutabiliyorum. En büyük dezavantajı ise girdi maliyetlerinin sürekli artması. Yem, mazot, gübre ve diğer üretim giderlerindeki yükseliş kazancı doğrudan etkileyebiliyor. Ayrıca üretimde emek çok fazla olsa da, ürünün fiyatını her zaman üretici belirleyemediği için ekonomik olarak zorlandığımız dönemler olabiliyor. Ancak, gençler tarım hayvancılık yapmaktan çok korkuyorlar. Tarım bir kumar, bir sel olur bütün hasadın gider. Çok zarar edersin, kimse bu riski almak istemiyor. 3 kuruş olsun düzenli iş olsun mantığıyla tarım hayvancılıktan kaçıyorlar. Tarım hayvancılık toplumda küçük görünen bir meslek, yapmak isteyen varsa bile küçük görecekler korkusuyla yapmaktan kaçınıyorlar. Aslında içine bir girseler zevkli ve tatmin edici bir geliri olduğunu anlayacaklar ve bırakmak istemeyecekler” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Şehir hayatından vazgeçip kırsalda üretim yapmak isteyen gençler, öncelikle bu hayatı gerçekten isteyip istemediklerine karar vermeli. Çünkü tarım ve hayvancılık sadece dışarıdan göründüğü gibi değil; sabır, emek ve sürekli ilgilenmeyi gerektiren bir yaşam. Ben de bu işin içinde biri olarak, gençlerin hemen büyük yatırımlarla başlamak yerine küçük adımlarla ilerlemelerini, işi öğrenerek tecrübe kazanmalarını öneririm. Zorlukları mutlaka var ama kendi ürettiğini görmek, toprağa ve hayvanlara emek vermek çok güzel bir duygu. Gerçekten isteyen ve emek veren herkes için kırsalda üretmenin çok değerli olduğunu düşünüyorum.”

Author: Admin