Osmanlı’nın ‘en hüzünlü borç’ hikayesi… Hanım sultanların takıları borçlar için istendi! Padişahı üzüntüden öldürdü…

Derleyen: Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Osmanlı’nın çöküş ya da dağılma döneminin kabullenildiğine dair net ifadeler kullanılmasa da, 21 Temmuz 1774’te acı tablonun herkes tarafından anlaşıldığı imza, Sultan I. Abdülhamid tarafından atılacaktı. Osmanlı ilk kez toprak kaybediyordu. Kırım artık bağımsız bir ‘Hanlık’tı. Oysa neredeyse tamamı Müslüman olan bir tebaası, Osmanlı’ya asırlık bağlılığı vardı. Toprak Osmanlı’nın olmasa da Kırım halkı dini bakımdan Osmanlı Halifesi’ne bağlı kalacaktı. Osmanlı, tarihte ilk kez Halifelik makamını diplomatik ve siyasi bir koz olarak bir antlaşma metnine ekletmişti. Asırlar sonra ilk kez Osmanlı bir savaş tazminatı ödemek durumunda kalmıştı. Bu hem maddi hem de manevi açıdan epey zorlayıcı olmuş, hatta savaş esnasında tahtta olan III. Mustafa’yı hasta etmişti. İlklerle ve hüzünlü sonlarla dolu hikâye Küçük Kaynarca Antlaşması’na işaret ediyordu. Sarayda derin bir hüzün, siyaset ve stratejide ise kayıplar peş peşe gelecekti. Karadeniz artık bir Türk Gölü olmayacak, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethedip dünyanın en büyük ibadethanesi Ayasofya’yı cami yaptıktan sonra ilk kez bir Ortodoks kilisesinin temelleri atılacaktı. Osmanlı her açıdan büyük kayıplar yaşamak üzereydi. Tarihe ‘en hüzünlü borç’ şeklinde yazılacak anlaşma ve III. Mustafa’nın eşinden ve kızından takılarını ‘devlet borcu’ ödemek üzere, ‘borç’ olarak istemesinin üzerinden 252 yıl geçti!

OSMANLI’NIN EN ÇOK KAYBETTİĞİ İMZALARDAN! BİTMEYEN BORÇ KAPIYA DAYANDI

1768’de Rusya, Lehistan’ın yani Polonya’nın içişlerine karışmaya başlamış ve ordusu, Lehleri takip etmeye başlamıştı. Bu takibin devamında Ruslar, Osmanlı toprağı olan Balta’ya girmiş ve bir ihlal yapmıştı. Bunun üzerine Osmanlı Devleti’nin savunma ve cevap hakkı kaçınılmaz olmuş ve Ruslara karşı savaş ilan edilmişti. 6 yıl sürecek olan savaş, asırlar boyu sürecek kayıplara neden olacaktı ve Osmanlı hiç de beklemediği mağlubiyetle yüzleşecekti. Ancak o an sadece topraklarına giren Rus ordularını çıkarmaya odaklanan Osmanlı savaşın aleyhinde sonuçlanacağını hiç düşünmemişti. Osmanlı ordusu Kartal ve Kagul meydan muharebelerinde Rus ordusuna karşı çok kayıp vermişti. Ruslar Kırım’ı, Eflak-Boğdan’ı (Romanya) ve Bulgaristan sınırına kadar Osmanlı topraklarını işgal etmişti. Toprak kaybeden Osmanlı, zaten zayıflamış olan hazinesinden de çok şey kaybedecekti. Çünkü 6 yıllık süreç sonunda bir de savaş tazminatı ödenmesi gerekiyordu. Bu borç Osmanlı’nın ödeyebileceğinden fazlaydı. Küçük Kaynarca Antlaşması’na göre Osmanlı Devleti, Rusya’ya 3 yıl içinde 3 eşit taksitte ödenmek üzere ağır bir savaş tazminatı ödemek zorundaydı. Peki ama bu zorlayıcı borç Osmanlı gibi dev bir imparatorluğu ne kadar yıpratmış olabilirdi ki?

Anlaşmanın resmi metnindeki borç miktarı 15 bin kese akçeydi. Bu da dönemin para birimleriyle şöyle ifade edilebilirdi. 7,5 milyon kuruş veya 4,5 milyon Ruble. Bu haliyle borcun ne kadar büyük olduğu tam olarak anlaşılamazdı. Ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun yıllık bütçe geliri göz önünde bulundurulduğunda durumun vahameti ortaya çıkıyordu. 1770’li yıllarda Osmanlı Devleti’nin yıllık toplam bütçe geliri yaklaşık 15 ila 20 milyon kuruştu. Yani talep edilen tazminat, devletin bir yıllık gelirinin neredeyse yüzde 40 ila 50’sine denkti. Haliyle bu borç hemen kapatılamazdı. Can sıkıntısı yaratacak, devleti zorlayacak, ağır bir yük Osmanlı’nın sırtındaydı. Sultan III. Mustafa ise borcu ödemek için türlü yollar ararken, toprak kayıpları yetmezmiş gibi hüzünlü bir ödeme planı da saray koridorlarında yapılmıştı. Savaşın faturası artık Hanım Sultanların önündeydi!

EŞİNDEN VE KIZINDAN MÜCEVHERLERİ İSTEDİ! HANIM SULTANLARDAN KESE KESE ALTIN

Osmanlı hazinesi için yıkıcı yük III. Mustafa için de yıkım başlatmıştı. Sultan alınan sonuç nedeniyle çok üzülmüş, istemeyerek de olsa eşi ve kızının hazinesinden de borçlar için destek istemek durumunda kalmıştı. Sarayda mücevherler ve değerli madenler eritiliyor, borçlar için külçeler hazırlanıyordu. Üstelik tek sorun borçlar da değildi. Savaşın Osmanlı’ya da bir maliyeti vardı. 6 yıl süren savaş boyunca ordunun iaşesi, asker maaşları, mühimmat ve donanmanın yeniden inşası için hazineden 100 milyon kuruşun üzerinde harcama yapılmıştı. İşte tüm bunlar hazinedeki nakdi tüketmiş, tek çare sarayın ve hanedanın hazinesi olmuştu. III. Mustafa saraydaki altın ve gümüş eşyalar, tepsiler, şamdanlar hatta valide sultan ile hanım sultanların kişisel takılarını toplatıp darphanede erittirmek zorunda kalmıştı. Eritilen değerli eşyalardan sikke kestirilmişti. Şehzade Selim’in doğumu (velâdeti) sırasında vezirlerden ve devlet ricalinden tebrik hediyesi olarak gelen ve annesinin Mihrişah Valide Sultan’ın muhafazasındaki para borç için alınmıştı. Sultan’ın kızlarının da para ve cevherleri alınmıştı. III. Selim’in annesi Mihrişah Valide Sultan’dan 237 kese, 55 kuruş ve kızı Şah Sultan’dan 340 kese borç alan III. Mustafa, onlardan aldıkları karşılığında özel mührünü bastığı bir senet vermişti. Dönemin hesaplamasına göre 1 kese, 500 kuruş değerindeydi. Bu miktar, toplamda 577 kese için yaklaşık 288 bin 500 kuruş tutuyordu. Ancak Sultanlar ne yaparsa yapsın eşyaları ve mücevherleri Rusların hesabını kapatmaya yetmemişti.

Padişah III. Mustafa, bizzat mührünü bastığı bu borç senedinde çaresizliğini ve bu parayı alma gerekçesini şöyle anlatmıştı: “Gayret-i din ve devlet-i aliyye… için işbu bin yüz seksen yedi senesine dek gerek harem-i hümâyunumda ve gerek has oda ve enderun hazinelerinde ve gerek Topkapı ve darphanede mevcud… akçeleri bilcümle masarif-i seferiye içün harç ve sarf olunup gayri akçe kalmadığından nâşi bizzarure oğlumun ve kerimelerimin akçelerine muhtaç olunmağın… iki yüz otuz yedi kese elli beş kuruşu tamamen aldım…”

Her ne kadar eldeki her şey paraya çevrilmiş de olsa 1774’te borç hala bitmemişti. Elde avuçta para ya da altın da kalmamış, Osmanlı çok zor bir duruma düşmüştü. 1775’te Osmanlı tarihinde ilk kez Eshâm adı verilen bir tür iç borçlanma yani kağıt senet sistemi başlatılmıştı. Devlet, gümrük ve vergi gelirlerini zengin tüccarlara ve ayanlara senet karşılığı kırarak nakit kaynak sağlamıştı.Sikkelerin ayarlarıyla oynanmış ve basım maliyetini de azaltmak için piyasaya sürülen gümüş ve altın paraların içindeki değerli maden oranı düşürülmüştü. Bunun yanında daha fazla para basılmış ve enflasyon yaratılmıştı. Devam eden ağır diplomatik baskılar ve krizlerle Osmanlı’nın savaş borcu, taksitler halinde ve gecikmeli olarak Rusya’ya ödenmişti.

III. MUSTAFA ÜZÜNTÜYE DAYANAMADI: DEVLETİN GERİLEME DÖNEMİ BAŞLADI

III. Mustafa devletin ve ailesinin düştüğü duruma dayanamıyordu. Yaşadığı üzüntü sultanı hasta etmişti. Organları Padişah’ın içine girdiği ağır psikolojiyi kaldıramaz olmuş, birer birer iflas etmişti. Tahta oturduğu ilk günden beri doldurmaya çalıştığı hazine, gözlerinin önünde bir savaşın kurbanı olmuştu. Padişah zaten yüksek tansiyon, astım ve vücutta sıvı toplanması ile boğuşurken üzerine ‘utanç verici yenilgi haberi’ gelmişti. Tuna nehri kıyısındaki Karasu (Kuzgun) Muharebesi’nde Osmanlı ordusu düşmüştü. Yenilgi haberiyle Padişah ordunun başına geçmek istemiş ancak sağlığı buna elvermemişti. Çaresizlik duygusu artıyordu. Üzüntüsü önce felç geçirmesine, ardından kalp krizi nedeniyle 21 Ocak 1774’te hayata gözlerini yummasına neden olmuştu. Henüz 57 yaşında, vücudundaki ağrı ve hastalıklara yenik düşüren savaş, III. Mustafa’dan sonra tahtı kardeşi I. Abdülhamid’e bırakmıştı. Ağabeyinin bıraktığı bu bomboş hazine ve yıkılmış ordu enkazı yönetimi çok zorlaştırmış olduğundan mecburiyetler peş peşe geliyordu. Toprak, para ve dolayısıyla güç kaybı, Osmanlı’nın dönülmez gerileme dönemine girmesine neden olmuştu.

Tahta oturmasından sadece 6 ay sonra Küçük Kaynarca Antlaşması’nı imzalamak zorunda kalan I. Abdülhamid, 15 yıl süren saltanatında savaştan bitap düşmüş devleti toparlamaya çalışırken radikal askeri ve idari reformlara da imza atmıştı. Ancak başarılı icraatlar ile 15 yıl geçirmiş olsa da I. Abdülhamid de son nefesini verirken ağabeyi III. Mustafa’ya benzer şekilde bir yenilgi alacaktı. 1787’de Ruslarla yeniden savaş başlamış ve Özi Kalesi’nin düştüğü haberi saraya ulaşmıştı. Bunun üzerine Sultan I. Abdülhamid, halkın katledildiği haberini içeren fermanı okurken beyin kanaması geçirdi. Ağabeyi gibi yaşadığı üzüntü onu hayattan koparmıştı. 1700’lerin ikinci yarısı, Osmanlı’nın Ruslara karşı yenilgileriyle dolu keder verici bir dönem olarak tarihe yazılmıştı.

Author: Admin