Küresel sanat piyasasında ne kadar tanınıyoruz?

Melisa Vardal – Türk çağdaş sanatçıların uluslararası sanat dünyasındaki görünürlüğü son yıllarda yeniden tartışılıyor. Bienallerden sanat fuarlarına, müzayedelerden galeri temsiliyetlerine uzanan geniş bir dolaşım ağı içinde Türk sanatçıların işleri dünyanın farklı şehirlerinde sergileniyor; kimi zaman önemli koleksiyonlara giriyor, kimi zaman ise bireysel çabaların sınırlarında kalıyor. Peki, Türk sanatçılar gerçekten küresel sanat piyasasında ne kadar görünür?

‘Türk olmam bakışları değiştirmiyor’

Sinan Turaman – Ressam/Outdoor Factory Baştasarımcısı
Birçok sanatçı eserlerini yurt dışında sergilerde, bienallerde, festivallerde, galerilerde sergiliyor. Ben de bunlardan bir tanesiyim. İtalya özelinde konuşmam gerekirse resimlerimi gören insanlar şaşkınlık duymuyorlar. Genelde Türk insanlarını ve Türkiye’yi iyi tanıyorlar. Türk olmam bakış açılarını değiştirmiyor.

‘Yük büyük ölçüde sanatçının ve galerinin omuzlarında’

Bedri Baykam- Ressam/Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Başkanı
Avrupa’dan ve Amerika’dan çok sayıda koleksiyonerim var; zaman zaman Asya’dan da. Afrika ve Güney Amerika’da yok denecek kadar az olsa da, yurt dışı sergilerim, internet ve çeşitli karşılaşmalar sayesinde geniş bir uluslararası çevre oluştu. Ancak asıl mesele, Türk sanatçıların yurt dışında arzu ettiğimiz ölçekte ilgi görmemesi. Eğer çağdaş sanat yoluyla Türkiye’yi tanıtmak kamusal bir öncelik olsaydı, sergiler devlet desteğiyle dünyanın önemli müzelerine taşınırdı. Oysa bu yük büyük ölçüde sanatçının ve galerinin omuzlarında. Fransız, İtalyan, Alman, Amerikalı çağdaşlarıma baktığımda arkalarında dev yapılar var. Milyarlarca dolarlık bütçelerle çalışan ülkelerin sanat piyasaları var. Ayrıca yıllardır birbiriyle alışveriş içinde olan bir müze sistemi var, sürekli temas hâlinde olan bir kültürel dolaşım ağı var. İlgi aslında mevcut; işler görüldüğünde hayranlık da, satış da geliyor. Ama bu hareketlilik, yabancı meslektaşlarımın sahip olduğu dolaşımın belki 20’de biri düzeyinde kalıyor. Aynı yarışı koşuyoruz ama koşullar eşit değil; buna rağmen şaşırtıcı derecede öndeyiz. 

‘Sanat, politik ve ekonomik mücadelenin bir sacayağıdır’

Onay Akbaş- Ressam
Bir ülkenin sanatını jeopolitik ve ekonomik konumundan bağımsız düşünemeyiz. Çağdaş sanatta iddialı olan ve sanatçısını uluslararası alana güçlü biçimde taşıyan toplumların çoğunun emperyal bir geçmişi var: Fransa, Almanya, İngiltere, İspanya… Dolayısıyla sanat, politik ve ekonomik mücadelenin bir sacayağıdır. Bir diğer mesele Alman, Fransız, İngiliz, Amerikan kültür merkezleri bir şey satmıyor gibi görünür ama kendi sanatçılarını ve kültürlerini tanıtarak sempati üretirler; bu da zamanla ekonomik girdiye dönüşür.

Türk sanatçılarının uluslararası bilinirliğini konuşurken bunlardan bağımsız konuşamayız. Ülkelerin güçlü altyapıları olmalı; müzeleri, galerileri, uluslararası ölçekte bilinir kurumları olmalı ve iddialı sanatçıları tanıtmalı. Sanatın bir ekonomisi vardır, bunu ciddiye almak gerekir. Paris modern Türk sanatının bir anlamda rahmi oldu; Fikret Muallâ’dan Abidin Dino’ya uzanan bir damar burada ayakta kalma mücadelesi verdi. Ama Paris’te Türk sanatçılarının izi yeterince görünür değil. Halbuki İngilizler Bacon, Freud, Hockney; Almanlar Beuys, Kiefer, Richter; Fransızlar Buren ve Boltanski isimlerinin arkasında durdu. Bu bir kültürel mücadele. Ekonomik güç ve kurumsal destek belirleyici. Burada bir sermaye ya da devlet hegemonyasından bahsetmiyorum sanat özgür kalmalı fakat uzun vadeli kültür politikalarına ihtiyaç var. Elbette bizler bazen kişisel çabalarımızla bazen de devreye giren kurumlar vasıtasıyla da olsa bulunduğumuz ülkelerde çoban ateşi gibi yanan fakat ardından sürekliliğini koruyamadığımız özel başarılara da imza atıyoruz. Müzeler ve galeriler çoğaldıkça, Türk sanatçıları büyük rakamlara satılmaya başladıkça dikkat de artacaktır çünkü dediğim gibi sanatın bir ekonomisi var.

‘Kültürel politika ve koleksiyoner desteği gerekiyor’

Gökçe Çelikel- Ressam
■ Yurt dışında Türk sanatçılara yönelik ilginin nedeni işlerinin orada onu temsil eden galerinin çizgisine uyması ve ilgi çekmesi. Paris’te yaşarken temsiliyetimi yapan galeriler işlerimi sattı. O dönemde Paris’te daha üst kuşaklardan Türk sanatçılar vardı, çoğunun da Türkiye’de güçlü bir network ağı vardı. Genç sanatçılar çok azdı. Şimdi belki biraz daha Türk sanatçı sayısı arttı yurt dışında. Türk sanatı diye öne çıkartılan ve yurt dışında sanat piyasasında yer kazandırılmaya çalışılan bir kültürel girişim var mı, tartışmasına kültürel politikalar dahil oluyor. Mesela Çinliler; Çinli koleksiyonerler çok ciddi yatırım yaptılar. Çinli sanatçılara ve onların uluslararası pazarda değerli olmaları için çok çabaladılar. Birtakım müzayedelerle, sergilerle, güçlü bir iletişim ile tanıtılmasını arttırdılar. Türkiye de bunu bir süre yapabildi, Londra’da Sotheby’s’deki müzayedeler gibi ama maalesef gerisi gelmedi. Kültürel politikaların ve güçlü koleksiyonerlerin desteğiyle bütün dünyada Türk çağdaş sanatına ilgi artabilir.

Author: Admin